Gurbetteki Türk iş kadını Aslı Cavlak nasıl başardı?

Gurbetteki Türk kadınları röportaj dizisinin ikinci konuğu Aslı Cavlak. 2004 yılından beri Amerika'da yaşayan Cavlak, gurbet yolculuğunu ve Amerika'da çocuğuyla beraber nasıl ayakta kaldığını Fatma Arsan'a anlattı

06.08.2020    09:27

Aslı Cavlak uzun süredir Amerika'da yaşayan, kendine ait bir tercümanlık şirketi olan, bir anne, başarılı bir Türk kadını. Aslı Cavlak hem iş tecrübelerini hem de sosyal medyayı kullanarak pek çok kişiye yardımcı olmaya çalışıyor, çabalıyor. Gurbette bazen bir yardım eli bulmanın ne kadar zor olduğunu yuva bildikleri diyarlardan çok uzaklarda yaşayanlar çok iyi bilirler.  Bekledikleri eller el olurken bir anda hiç ummadıkları bir yerden bir melek gelir bazen. Ve artık bu eller bu yaban ellerdeki en önemli eldirler.  Aslı Cavlak’ı bir kısa zamanında alıkoyarak hep birlikte biraz düşündük biraz hüzünlendik... İşte ondan aldığımız güçle de onun hikayesini sizinle de paylaşmak istedik.

Peki, kimdir Aslı Cavlak?
Aslı Cavlak, Adana'da yetişip, üniversiteyi kazandıktan sonra İstanbul'a, oradan da Amerika'ya uçan bir göçmen kuştur :) 

Amerika'ya 2004 yılında geldim. Aslında amacım dilimi ilerletip geri dönmekti, ben memleketime aşığım, her karış toprağı altın değerinde. Maalesef ekonomik koşullar burada kalmaya zorladı, geriye dönüp baktığımda iyi ki kalmışım diyorum, bu ülke bana çok şey kattı. Ha benden götürdükleri de olmadı değil elbette.Ama yine de diyebilirim ki yabancı bir ülkede yaşamak ve oranın kültürünü tanımak insanın vizyonunu geliştiriyor, bunu ancak yaşayarak anlıyorsunuz.

 

Geldiğinizden bu yana Amerika'da neler yaptınız, nelerle karşılaştınız? 
Ben burada öncelikle dil eğitimi aldım, daha sonra kalmaya karar verince muhtelif işlerde çalıştım; restorancılık gibi, otelcilik, bankacılık, avukat yardımcılığı, işletmecilik gibi. Yıllar geçtikçe beni en çok tatmin eden şeyin iş İnsanı olmak olduğunu anladım. Kendim birebir insanlara yardımcı olunca, bir nevi hayatlarına dokununca ve akıbetinde olumlu geri dönüşler alınca bunun beni en çok tatmin eden şey olduğuna kanaat getirdim. Kendi işimi yaptığım için programımı kendime ve oğluma göre ayarlayabiliyor ve ona daha çok vakit ayırabiliyorum. Tabii bazı gündüzler oğluma ait olunca bana da o günün  gecelerinde iş başı yapmak düşüyor. Bundan şikayetçi miyim? Hayır. Çalışmak beni hiç yormaz, bilakis enerji verir. Zaten biz, Atamızın bize gösterdiği yoldan yürüyerek bu günlere gelmiş bireyleriz. Onun her sözü bir nasihattır; mesela "Tek bir şeye ihtiyacımız vardır, o da çalışkan olmak" gibi.

 

 

Burada çok fazla zorluklarla karşılaştım, üstesinden geldim, olumsuzluklardan söz etmeyi pek sevmem, pozitif olmak insana her zaman fayda sağlar. Mesela yalnız bir anneyim, bu elbette zor bir durum ama kendimce formüller üretip bunun üstesinden gelmeye çalışıyorum ve inanın çocuğum çok mutlu bir çocuk, onunla elimden geldiğince eğlenceli ve kaliteli zaman geçirmeye çalışıyorum. İstiklal Marşımızı bile öğrettim ona; Türklüğü benimsemesini istiyorum ve benimsiyor da.

 

Buradaki kadınların ve buradaki Türk kadınlarının durumu nedir? Buradaki kadın çalışmaları hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?

Burada maalesef zor durumda olan birçok kadın var, ben çok üzülüyorum bu duruma. Şahsen bilgilerimi onlarla paylaşmak, elimden geldiğince yardımcı olmak uğraşısı içerisindeyim. Beni tanıyanlar ihtiyacı olan arkadaşlarını bana yönlendiriyorlar, ben de bulundukları zor durumda izlemeleri gereken yolları (bilgim dahilinde) onlara aktarıyorum. Bazen başarılı oluyorum kendime göre bazen de elimden bir şey gelmediğini görüp üzülüyorum. Kanser hastalığı ile mücadele edip eşinden çok kötü muamele gören bir kadın vardı mesela, ona hiçbir şekilde korkmamasını ve buradaki haklarının bilincinde olmasını söyledim. Aslında çok güçlü ve dirayetli bir kadındı ama yine de beni arayıp eşiyle barıştığını aktardı, belki de kızı için bunu yaptı. Bu denli zor bir hastalıkta yanında olmayan eşin gerçekten ona ne fayda sağlayabileceğini bilemiyorum. Diliyorum hastalığı atlatmıştır.

Buradaki kadınlara önerim bilinçli bireyler olmaya çalışsınlar, kendilerini geliştirip buranın kültürünü, yaşam biçimini anlamaya çalışsınlar, nihayetinde çocukları bu ülkede yetişiyor. Biraz olsa dil öğrenmek en başta okuldaki derslerinde yardımcı olmak için çok önemli. Daha da ötesi mesela eşleri her türlü fatura, banka işleri, vs. ile ilgilenirken kendileri de bu tür görevlere ortak olsunlar çünkü dünyanın binbir türlü hali var. Çok üzgünüm bu örneği verdiğim için ama pandemi döneminde eşini kaybeden kadınlarımız oldu ve çocuklarıyla dil, yol-yordam bilmedikleri bir ülkede tek başlarına kalakaldılar. 
Tabii ki etraflarında bulunan insanlar el uzattılar, uzatıyorlar lakin uzun vadede yine onlara kalıyor her şey.

 

Ülkemizde kadının durumu, kadın cinayetleri ve İstanbul Sözleşmesi ile ilgili yüreğinizden geçenleri biraz paylaşır mısınız?

Ülkemizde kadınlarımız korunmuyorlar, güvende değiller, aslında sorulması gereken soru neden kadınlarımızın korunmasını gerektiren bir ortam olduğu. Bu aşamada iş yine kadınlara, genel olarak ailelere düşüyor, sonuçta o katil erkekleri bir anne-baba yetiştiriyor ve içlerine insana-kadına-doğaya-hayvana sevgi, saygı gibi duygular yerleştirerek büyütülmüyorlar. Toplumun her kesiminde erkeklerin daha çok değer gördüğüne ve erkek oldukları için ayrıcalıklı oldukları duygusu aşılandığına şahit oluyoruz. Bunu ben de Türkiye'de yaşadığım dönemde çok net gözlemledim. Erkeklere verilen bu üstün değer beni hep rahatsız etmiştir. Halbuki kadın ve erkek bir harmoni gibidir, birbirini tamamlar, tamamlayamıyorsa da yollarını ayırır, bunu algılamak neden o kadar zor ki! Kendisini istemediği için sevgilisini veya kocasını öldüren bir kadın duymadım hiç, siz duydunuz mu? Yani erkeklerin içerisinde bu cani duygular neden var ve bu cani duygularını dışarı çıkarırken neden hep kadınlar kurban oluyor? Sanırım pedagogların, psikologların bu sorulara cevapları vardır. Sevgisizlik her türlü kötülüğün kökeni bence… Sevgiyle büyüyen bir çocuk başka bir canlıya kıyar mı? Dediğim gibi uzmanlar çok daha iyi bilirler. 

İstanbul Sözleşmesi'ne gelince, tabii ki kalkmasın lakin bu sözleşme de kadınlarımızı korumaya yetmiyor ki! Sistemde bir yanlış var, yaptırımlar az, kanunların caydırıcılığı ne kadar, sözleşme uygulanıyor mu? Yani erkek alacağı cezanın boyutunu bilse acaba yine o kötülüğü yapar mı? Fatma Hanım, inanın ben çok üzülüyorum, neden biz her zaman ülkemizdeki kadınlar için yas tutmak, üzülmek, isyan etmek durumunda kalıyoruz? Neden yasalar kadınlarımızı koruyamıyor ve her gün en az bir kadın cinayeti gerçekleşiyor? Bu durum normal olmasın, biz ülke olarak bunu hak etmiyoruz.  Biz çok köklü bir toplumuz, bu durum toplum olarak herkesi bağlıyor ve herkesin, her kesimin bu duruma tepki vermesi gerekiyor..

 

Bir kadın olarak, kendi memleketinizden de uzakta, buralarda gurbet hayatında sizi güçlü kılan neler vardır? 
Beni gurbette güçlü kılan şeyin hayatta sadece kendime güvenmem olduğunu düşünüyorum, sırtınızı kendinize yaslarsanız sanırım hiç düşmezsiniz. Çünkü kendinizi ayakta tutacak kişi yine sizsiniz, bir başkası değil.. 

Son Güncelleme : 07.08.2020 - 09:38
Sıradaki Haber Yükleniyor